9 Aralık 2009 Çarşamba

Türkler geliyor artık!

Yusuf Kaplan / YENİŞAFAK
07.12.2009

Türkiye, dünyanın en dinamik ve bir günü bir başka gününe uymayan en şizofrenik ülkelerinden biri olduğu için 11 gün gibi kısa bir süreliğine de olsa Türkiye`den uzak kalmak, Türkiye`de yaşananları takip etmeyi zorlaştırmaya yetebiliyor.

Bu şizofreninin en çarpıcı göstergesi şu oldu benim için: Türkiye`ye döndüğümde, “açılım süreci”nin bir anda tersine doğru işlemeye başladığını; Türkiye`deki yargılama baronlarıyla medyadaki borazanlarının Türkiye`nin yükselen uluslararası güç trendine darbe vuracak tehlikeli bir süreci tetiklediklerini gözlemledim.

Türkiye, yakın tarihimizin en büyük değişim süreçlerinden birinden geçiyor: Türkiye, kendini hatırlıyor; ne olduğunu ve ne olması gerektiğini; nerede durduğunu ve nerede durması gerektiğini sorguluyor, tartışıyor. Önündeki engelleri birer birer aşma iradesi gösteriyor… Ve kendine özgü tarihî “kurucu rol”ünü oynamaya başlayacağının sinyallerini veriyor…

Fakat Türkiye`nin kıstırıldığı cendereden kurtulabilmesinin zorlu olacağı son iki üç haftada yaşanan ve Türkiye`nin kendini, tarihî kurucu rolünü hatırlama girişimlerini tersyüz etmeyi amaçlayan gelişmelerle doğrulanmış oldu.

Türkiye, Selçuklu`dan, özellikle de Osmanlı`dan itibaren İslâm medeniyetinin hem kurucu, hem de koruyucu rolünü üstlenmiş ve bu rolü başarıyla yerine getirmiş tek tarihî aktördür: Türkiye`nin yaklaşık bin yıl boyunca üstlendiği medeniyet “kurucu”luk ve “koruyucu”luk rolü, yalnızca Müslümanlar için geçerli değildi; bütün gayr-i müslim unsurları da içine alıyordu.

O yüzden Türkiye, bu derin tarihî tecrübesi ve tarihsel ben`iyle aslında geleceğin barışa, adalete ve hakkaniyete dayalı dünyasının da en güçlü aktörü olmayı hak eden ülkelerin başında geliyor: Türkiye, son birkaç yıl içinde gerçekleştirdiği küresel atılım ve açılımlarla insanlığın vicdanı olduğunu kanıtladı.

Türkiye`nin bu kuruculuk ve koruyuculuk rolünü yeniden hatırlaması, hem Avrupa`yı, ABD`yi ve İsrail`i, hem de Türkiye`nin içindeki sağ ve sol laikçi, statükocu, teslimiyetçi, yabancılaşmış, tatlısu frengisi Beyaz Türkleri, güç odaklarını fena hâlde rahatsız ederken, sınırların açılmasına, barışın tesisine katkıda bulunduğu için dün Türkiye`nin sınırları içinde yer alan Mısır, Suudi Arabistan, Suriye, Irak ve diğer Arap ülkelerinde hiç de küçümsenmeyecek bir ümit ışığının belirmesine, geleceğimizi müştereken kendi derin/likli müştereklerimiz çerçevesinde yeniden kendimizin kurabileceğine ilişkin bir kıvılcımın çakılmasına imkân tanıdı.

Bu kıvılcımın ipuçlarını en iyi Hac`da görmek mümkündü ve öyle de oldu: Karşılaştığım, tanıştığım, sohbet ettiğim en Mübarekçisinden en Baasçısına, en Kaddaficisinden en İhvancısına kadar istisnasız bütün müslümanlar, Türkiye`nin son yıllarda gerçekleştirdiği atılım ve açılımdan bir hayli etkilenmişlerdi ve hepsi de ortaklaşa olarak “bizi yeni bir Osmanlı yeniden bir araya toplayabilir ve ayağa kaldırabilir” diyorlardı.

Tabanda gözlenen bu kurucu ve koruyucu Türkiye / Osmanlı ruhu özlemi, tavanda, elitler düzleminde de aynen kendini gösteriyor… Arabistan Kralı Abdullah`ın davetlisi olarak gittiğimiz için çeşitli ülkelerden gelen asker, yüksek bürokrat, elit kişilerle yaptığımız görüşmeler bu açıdan hepimizi heyecanlandırdı ve ümitlendirdi.

Başbakan Erdoğan`ın Davos`taki “one minute!” çıkışı; Dışişleri Bakanı Davutoğlu`nun Balkanlardan Kafkaslara, Ortadoğu`dan Afrika`nın ücra köşelerine kadar gerçekleştirdiği, kurucu ve koruyucu rolümüzü hatırlatan incelikli mekik diplomasileri, İslâm dünyasında derin dalgalanmaların ve “Türkler geliyor artık!” beklentisinin oluşmasına yol açmış…

Türkiye`nin gerçekleştirdiği atılım ve açılımlara bölge ülkeleri de karşı açılım ve atılımlarla cevap veriyorlar: Sözgelişi, Arabistan Kralı Abdullah, Arabistan`ın Yeni Faysal`ı olduğunu gösteren işlere imza atıyor: Bir yandan ülke içindeki sosyal adaleti, kardeşlik ve barış ortamını yaygınlaştırmaya çalışırken, öte yandan da Türkiye ve bölge ülkeleriyle derin, uzun vadeli ve kalıcı ilişkiler kuruyor ve Batılılara mesafeli duruyor.

Bunun en somut örneği, 2006 Haziran`ın da Batılıların ve onların içerideki uzantıları olan tatlısu frengisi “Beyaz Türkler”in, Türkiye`nin ekonomisini çökertmeye dönük operasyonlarını önlemek amacıyla Kral Abdullah`ın art arda iki kez Türkiye`ye ziyaret yapması ve 20 milyar dolar nakit para getirerek bu operasyonu püskürtmemize yardımcı olmasıdır.

Bu, sadece bir örnek… Eğer Türkiye neresi olduğunu, Arabistan ve diğer komşu ülkeler de nereye ait olduklarını hatırlar ve ona göre hareket ederlerse, gelecek bizimdir, bizim olacaktır vesselam…



--
Arşiv:
http://osmanlimodeli.blogspot.com